Galeri Rumeli

Sanatçı
Hakkında

Esra Güven — Galeri Rumeli

"Galeri Rumeli" uzun zamandır gönül verdiğim, mukaddes harflerin ışığında hayalimde canlandırdığım, yazdığım, çizdiğim tüm eserlerimi hat sanatını daha modern bir perspektifte sizlere sunmaya çalıştığım meşkhanemdir.

Çalışmalarımı yaparken amacım, saf bir çizgi sanatı olan hattın tarihi gelişim süreci içerisinde değişik formlara yönelişine ve gerisindeki irrealiteye yeni boyut kazandırmaktır.

Çağdaş Türk sanatını toplumumuzun geniş kesimleri ile buluşturmak amacı ile kurulan Galeri Rumeli 2020 yılından bu yana hat sanatının örneklerini modern bir dokunuşla günümüze taşımakta ve size sunmaktadır.

Sanat galerimiz, sizlere Hüsn-ı Hat'ı daha yakından tanıtmak ve sizi bu özel sanat ile daha ilgili kılmak için açılmıştır.

Hat, İslam sanatının kalbidir. Yazı olmanın ötesinde, İslam sanatları içerisinde kendine has bir yeri vardır. Arap harfleri, hattatın elinde büyük bir imkan ve güce dönüşür. Latin harflerinden farklı olarak Arap harfleri, yazının içerisinde istenen şekle girer, sanatkarının elinde anlamını ve özünü kaybetmeden istenilen formda bulunur.

Bu aşkla yazdığım mukaddes harfler, gönüllerde iz bırakır ve mürekkebin kağıtla olan aşkını anlatır…

ESRA GÜVEN

Sanat Yolculuğu

Hat sanatına olan yolculuk, çocukluk yıllarında kalemin kâğıda bıraktığı ilk izlerle başladı. Yıllar içinde bu izler, ustalığa dönüşen sabırlı bir yolculuğun adımları hâline geldi. Geleneksel yöntemler, eski ustaların yazılı mirasından beslenerek ve bizzat icra edilerek öğrenildi.

İstanbul'un köklü kültür atmosferinde şekillenen bu yolculuk, hat sanatının yalnızca estetik değil; ruhani ve felsefi boyutlarını da kavramayı hedefledi. Her harf, bir düşüncenin; her satır, bir yaşanmışlığın ifadesi hâline geldi.

Esra Güven

Felsefe

"Hat yalnızca yazı değil; bir duanın, bir niyetin ve bir anlın dondurulmuş hâlidir."

Her eser, ortaya çıkmadan önce içselleştirilir. Yazan kişinin ruh hâli, niyeti ve o anlın ağırlığı kaleme yansır. Bu nedenle her hat eseri, teknik ustalığın ötesinde derin bir anlam taşır; izleyiciye yalnızca görsel değil, ruhsal bir deneyim sunar.

Hat Sanatı

Arapça 'hatt' mastarından türeyen ve yazı, çizgi, çığır, yol manalarına gelen 'hat' kelimesi, terim olarak "Arap yazısını estetik ölçülere bağlı kalıp, güzel bir şekilde yazma sanatı (hüsn-i hat)" olarak açıklanmış. Kaynaklarda genellikle "cismani aletlerle meydana getirilen ruhanî bir hendese" şeklinde tarif edilen hat sanatı, bu tarife uygun bir estetik anlayış çerçevesinde yüzyıllar boyunca gelişerek günümüze ulaşmıştır.

Batıda hüsn-i hat (güzel yazı) karşılığında calligraphy kelimesi kullanılmaktadır. Ansiklopediler, calligraphy sözcüğünü "güzel yazma, estetik kurallara bağlı kalarak ölçülü yazma sanatı" şeklinde tanımlamaktadır. Önce Araplar tarafından kullanıldığından Arap yazısı adıyla anılan hat, hicretten birkaç asır sonra Müslümanların ortak değeri haline gelmiş ve İslam hattı vasfını kazanmıştır.

Arap yazısı, Mekke ve Medine'de önceleri cezm adıyla anılmaya başladı. Medine'de medenî ismini alan yazı, zamanla iki üsluba ayrıldı. Hz. Ali'nin Kufe'yi merkez yapmasından sonra burada büyük bir gelişme gösterdi ve kufi adını kazandı. Kufî'nin kullanılması Abbasiler zamanında 150 yıl sürdü.

Abbasilerin Bağdatlı meşhur veziri ve hattatı olan İbn Mukle (ö. 940), sahip olduğu geometri bilgisi sayesinde yazının ana ölçülerini tespit eden bir sistem ortaya koydu. Harflerin güzelliği için nokta, elif ve daireyi standart bir ölçü olarak kabul etti. Bu ölçüler dahilinde Muhakkak, Reyhânî, Sülüs, Nesih, Tevkî ve Rikâ adında altı çeşit yazının usûl ve kaidelerini ortaya koydu. Bunların tamamına Aklâm-ı Sitte denildi.

16. yüzyılda Osmanlı-Türk hattatlarının babası sayılan Şeyh Hamdullah, Aklâm-ı Sitte'ye o zamana kadar ulaşılamayan bir güzellik ve olgunluk getirdi. 17. yüzyılın ikinci yarısında Hafız Osman (ö. 1698), Şeyh Hamdullah'ın üslubunu bir elemeye tabi tutarak kendine has bir hat üslubu ortaya koydu.

İstanbul, Türkler tarafından fethedildikten sonra hat sanatının ölümsüz merkezi olmuştur. Bütün İslam dünyasında tartışmasız kabul edilen bu gerçek, en güzel biçimde şu sözlerle ifadesini bulmuştur: "Kur'an-ı Kerim Hicaz'da nazil oldu, Mısır'da okundu, İstanbul'da yazıldı."

Kaynak: Hattın Çelebisi Hasan Çelebi — Tarih ve Tabiat Vakfı (TATAV) Yayınları, 2003

Özel Sipariş

Kendi Eserinizi
Yazdırın

İstediğiniz ayet, isim veya metni, seçtiğiniz hat ekolü ve boyutta özel sipariş olarak hazırlayabiliriz.

Sipariş Vermek İçin Yazın